Hicabi Aslan

Hicabi Aslan

Psikolojik Danışman — PDR

Anasayfa Yayınlar Blog Etkinlikler İletişim
Endişe, henüz ödemediğiniz bir borcun faizini peşin ödemektir, CARL JUNG
Blog · 03 Oct 2026 · 6 dk okuma

Endişe, henüz ödemediğiniz bir borcun faizini peşin ödemektir, CARL JUNG

Gecenin bir yarısı yatağınızda sağa sola dönerken, zihninizde dönüp duran "Ya şöyle olursa?", "Ya rezil olursam?", "Ya işler yolunda gitmezse?" gibi felaket senaryolarının kaçta kaçı gerçekten hayatınızda somut birer realiteye dönüştü? 🧠 Bugün, zihnimizin en büyük illüzyonlarından biri olan ve enerjimizi sinsice tüketen endişelendiğimiz şeylerin aslında çok büyük bir kısmı gerçekleşmiyor konusuna değiniyoruz

Gecenin bir yarısı yatağınızda sağa sola dönerken, zihninizde dönüp duran "Ya şöyle olursa?", "Ya rezil olursam?", "Ya işler yolunda gitmezse?" gibi felaket senaryolarının kaçta kaçı gerçekten hayatınızda somut birer realiteye dönüştü? 🧠 Bugün, zihnimizin en büyük illüzyonlarından biri olan ve enerjimizi sinsice tüketen endişelendiğimiz şeylerin aslında çok büyük bir kısmı gerçekleşmiyor konusuna değiniyoruz. Daha fazla bilgilendirme içeriği için profilimi ziyaret edebilirsiniz. Korku ve kaygı, insan evriminin hayatta kalmak adına geliştirdiği en temel mekanizmalardan biridir. Ancak modern dünyada bu mekanizma, gerçek tehditlerden ziyade zihinsel varsayımlar üzerine çalışarak kronik bir endişe kaynağı haline gelmektedir. Psikoloji literatüründe bu durumu ampirik verilerle kanıtlayan çok çarpıcı çalışmalar mevcuttur. Pennsylvania Eyalet Üniversitesi'nde (Penn State) yapılan meşhur bir psikolojik deneyde, yaygın anksiyete bozukluğu olan bireylerden 10 gün boyunca endişelendikleri her şeyi detaylıca kaydetmeleri istenmiştir. Katılımcıların günlük tuttuğu bu araştırmanın sonucunda, endişe duyulan olayların tam %91.4’ünün hiçbir şekilde gerçekleşmediği somut olarak ortaya konmuştur. Geriye kalan ve gerçekleşen %8.6'lık kısımda ise bireylerin, korktuklarından çok daha yapıcı ve güçlü bir şekilde kriz yönetimini sağladıkları gözlemlenmiştir. Klinik psikoloji çalışmalarında bu durum "bilişsel aşırı tahmin hatası" olarak adlandırılır. Cornell Üniversitesi tarafından yürütülen bir başka kapsamlı boylamsal araştırmada ise insanların günlük kaygılarının %85'inin hiçbir zaman vuku bulmadığı, gerçekleşen %15'lik kısmında ise katılımcıların %79'unun zorluğun üstesinden beklentilerinden çok daha kolay geldiği ya da bu durumdan çok değerli bir hayat dersi çıkardığı saptanmıştır. Bu bilimsel veriler, insan zihninin geleceğe dair ürettiği olumsuz senaryoların neredeyse tamamının asılsız birer kuruntudan ibaret olduğunu bilimsel olarak tescillemektedir. Büyük psikiyatrist ve analitik psikolojinin kurucusa Carl Jung, "Endişe, henüz ödemediğiniz bir borcun faizini peşin ödemektir," diyerek zihnin bu beyhude çabasını harika bir şekilde özetler. Benzer şekilde, bilişsel davranışçı terapinin temellerini atan Aaron Beck, anksiyete yaşayan bireylerin dünyayı gerçekte olduğundan çok daha tehlikeli, kendilerini ise bu tehlikeler karşısında çok daha çaresiz görme eğiliminde olduklarını belirtir. Türk toplumunun sosyokültürel yapısına baktığımızda ise bu zihinsel çarpıtmaların kültürel kodlarımızla nasıl beslendiğini net bir şekilde görebiliriz. Bizler, "Gülme komşuna, gelir başına" ya da çok güldüğümüzde hemen arkasından "Çok güldük, kesin başımıza kötü bir şey gelecek" diyerek potansiyel felaketleri önceden beklemeye programlanmış bir kolektif bilince sahibiz. Annelerimizin "Aman evladım terli terli su içme, zatürre olursun", "Dışarı çıkma, başına bir iş gelir", "Terlikle basma yere, böbreklerini üşütürsün" şeklindeki aşırı korumacı yaklaşımları, bireylerin çocukluktan itibaren dünyayı tehlikelerle dolu güvensiz bir yer olarak algılamasına yol açmaktadır. Akşam ezanından sonra dışarıda kalmanın mutlak bir felaket doğuracağına inanarak büyüyen bir çocuk, yetişkinliğinde de iş yerinde ufacık bir belirsizlikle karşılaştığında hemen en kötü senaryoyu yazmaya başlar. Toplumumuzda yaygın olan "nazar değecek" korkusu bile, mutluluklarımızın hemen ardından büyük bir yıkım geleceği endişesini tetikler; yeni bir ev, yeni bir araba ya da güzel giden bir ilişki, sevinçten ziyade "Ya bozulursa?" kaygısını doğurur. Komşunun oğlunun KPSS'den yüksek puan almasına rağmen atanamadığı hikayesini dinleyip, kendi iş güvencesini ve tüm kariyerini aylarca sorgulayan, gecelerce uyuyamayan Türk insanı, aslında gerçekleşme ihtimali son derece düşük olan senaryolar için bugünün huzurunu feda etmektedir. Bayram ziyaretlerinde akrabaların sorduğu "Ne zaman evleneceksin?", "İşe girdin mi?" soruları bile birey üzerinde "Ya hayatta başarısız olursam ve toplumdan dışlanırsam?" şeklinde devasa, ancak gerçeğe dönüşmeyen hayali varoluşsal krizler yaratır. Zihnimiz, bizi korumak adına her zaman en kötü ihtimali hesaplama eğilimindedir; buna psikolojide "Olumsuzluk Yanlılığı" (Negativity Bias) adı verilir. Ancak bu evrimsel miras, günümüz dünyasında hayatı yaşanmaz kılan bir pranga haline dönüşebilmektedir. Gelecekte var olmayan bir hayaletle savaşmak, bugünün enerjisini, neşesini ve üretkenliğini yok etmekten başka bir işe yaramaz. Nitekim Harvard Üniversitesi'nde yapılan nörobilimsel araştırmalar, kronik endişe ve felaket senaryoları üretmenin beyindeki amigdala bölgesini sürekli uyararak prefrontal korteksin, yani mantıklı düşünme merkezinin işlevini baskıladığını göstermektedir. Yani aslında korktuğumuz şeyler başımıza gelmesin diye düşünürken, beynimizi mantıklı çözümler üretmekten alıkoyuyoruz. Değerli psikoterapistlerin de vurguladığı gibi, kaygıyı yönetmenin ilk adımı zihinden geçen düşüncelerin mutlak birer gerçek olmadığını, sadece birer "düşünce" olduğunu kabul etmektir. Türk toplumunda sıklıkla karşılaştığımız, "Elalem ne der?", "Gelecekte aç kalır mıyım?" ya da "Çocuğum sınavı kazanamazsa hayatı tamamen mahvolur" gibi kronikleşmiş toplumsal endişelerin büyük bir kısmının, zaman geçtikçe aslında hayatın doğal akışı içinde nasıl kolayca çözüldüğünü hepimiz tecrübe etmişizdir. Eğer siz de gerçekleşmeyecek yüzlerce senaryonun yükünü omuzlarınızda taşımaktan yorulduysanız, zihninizin yazdığı asılsız tiyatroların hayatınızı yönetmesine izin vermek istemiyorsanız ve bu zihinsel kısır döngüyü kırarak hayata daha sağlıklı bir pencereden bakmayı hedefliyorsanız, profesyonel psikolojik destek almaktan çekinmemelisiniz. 🕊️
Hicabi Aslan

Hicabi Aslan

Psikolojik Danışman — PDR

@eskisehirpsikoloji.co

Randevu Almak İster misiniz?

Hemen Randevu Al